Heart It

18 Mayıs 2012 Cuma

Ağlamasız.

Kelimeleri kullanmayı unutmak. Kendini unutmak. Renkleri unutmak. Yeterince açık oldu mu? Yeterince anlatabildim mi içinde bulunduğum konumu? Yeterince üzebildim mi sizi de kendim gibi? Yeterli çabayı gösterebilmiş miyim? Taş atıp, kolum mu yorulmuş? Yoksa kolum hep yorgun olduğundan taşı bile atamamış mıyım?  Geri, hep geri dönüp duruyorum. Hep eskiye sarıyorum. Beynimin kıvrımlarına yapışmış her şeyi hatırlamaya çalışmaya o kadar alışmışım ki. Daha farklısını yapamıyorum. Hala müzik dinliyorum. Müzik bir başka. Mırıldanmalar filan. Mırıl mırıl mırıl. İstanbul'a sıkışıp kalmış bir böcek gibiyim. Marmaris'e de kanatlanıp uçamıyorum. Öyle ortada bir yerlerdeyim işte. Burada hiçbir şey eskisi gibi değil. Sizin orada nasıl?

Artık kendimden başka kimseyi çekemiyormuş gibi hissediyorum. Belki kendimi bile çekemiyorum. Yurt odasındaki ranzanın ikinci katında süren bir yaşantım var. Bir de sonu Silivri'de bitecek olan Gazetecilik eğitimim. Kapısından girdiğim an ağlamak istediğim bir resim atölyesi de var. Gelin görün ki "ağlamak" istemediğimden hala gitmedim.

Ne güzel hayatım var.
Şiirsiz,
resimsiz,
yazısız,
okumasız,
söylemesiz,
kimsiz,
kimsesiz.

Hiç yorum yok: