Heart It

2 Haziran 2012 Cumartesi

Saat kaç oldu?

Saat sekiz.
Tek bir mesaj bekledim. Gelmedi. Gelmeyecek de zaten. Ne zaman tek bir şey isteseniz olmaz. Pazartesi günü ne giyeceğimi bir hazırlamıştım oysa. Böyle durumlarda insan neden hep sabırsız olmak zorunda. Pazartesiye kadar kim bekleyecek? Geçirilmiş boş iki gün ve geçirilecek boş bir gün.


Kafamı çıkarıp dolaba kilitlesem bir haftalığına
karanlığına boş bir dolabın
omuzlarıma bir çınar diksem kafamın yerine
uyusam gölgesinde bir haftalığına.


Yıllar kaç oldu?
Yıllar dört olmalı. Koskoca dört sene. Ama demek ki koskoca değilmiş. Dostların birbiri ardına gitmesi çok garip. Hayatta hiçbir şeyi garipsememek lazım. "Masa"ya masa denmiş olması da çok garip oysa. Dostlarını kaybettikçe kalbindeki sıcaklık da yavaş yavaş eksiliyor sanki. İnsan korkak olmaya başlıyor. Sinsi bir şüphe dolduruyor içini gelecek olan yeni dostlara karşı. Elindekileri de kaybetme korkusu patlak veriyor sonra. Sonrasında da her şey unutuluyor sanırım.

Karşılıksız sevgi kaç oldu peki?
İki ya da üç belki de. Bir kesinlik veremiyorum sayılara. Sayılarla aram iyi olmamıştır. Ama bu seferkinin de son olmayacağını içten içten biliyorum bence. Sencesini veyahut sizcesini bilmiyorum. Hele ki oncasını hiç bilemiyorum. Her zamanki gibi "bilinmezlik" tüm hücrelerimde. Sadece biraz fazla acıtıyor bu kez.

Hiç yorum yok: