Heart It

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Günlükten paylaşılan birtakım şeyler.

27 Ağustos 2012
#23.41
                                                                                                           şarkı.
Şu an babamla aslında, yani sanki hiçbir şey paylaşmıyormuşuz gibi geliyor. Sanki bunu hiç yapmadık gibi. En son ne zaman bir konu hakkında Ondan; bağırış çağırış olmadan, adam akıllı, sohbet eder gibi bir öğüt aldım hatırlamıyorum bile. Çoğu şeyi konuşamıyoruz zaten.
Dizileri izliyorum, filmleri izliyorum. Oradaki baba karakterlerinin çocuklarına nelerden bahsettiklerini görüyorum. Ve evet bunu fazlasıyla kıskanıyorum. Biliyorum yani onların dizi olduğunu, bir senaryoya ve repliklere bağlı olduğunu. Ama hayatta öyle babalar yok mudur?
Var. Bunu da biliyorum. Çünkü Fikret Kızılok'un Ama Babacığım şarkısını dinleyeli çok oluyor. Her dinleyişimde ağlıyorum hatta. Bana değer verdiğine eminim. Ben de ona değer veriyorum. Ama bir şeyler eksik gibi.  Ve bir seneyi üniversitede ondan ayrı geçirmiş olmam eksiklikleri çoğalttı gibi. Eskiden her öğle yemeğinde okuldan bahsederdim. Seçil'i anlatırdım. Fatma'yla küsmemizden bahsederdim. Kısa zamanlardı ama sanki o zamanlar daha çok şey paylaşıyor gibiydik. İstanbul'dayken sürekli telefonda konuşuyorduk elbet. Ama ona hiçbir şeyimi anlatmıyordum doğru düzgün. Niye böyle olduğumu bilmiyorum. Neden böyle bir çocuğa dönüştüğümü..
Zaten 17 Eylül'de gideceğim. Ama ben neredeyse bütün yazımı babama yemek götürdüğüm ve benden bir şeyler istediği zamanlar dışında hep odamda geçirdim. Tamam belki önceden de çok uzun sohbetler etmiyorduk. Ama birlikte geçirdiğimiz zamanlar vardı.
Şimdiyse yanında bir saatliğine bile oturamıyorum. Sorunun bende olduğunu biliyorum aslında. O, benimle vakit geçirmek istemediğinden falan değil sorun. Çünkü istiyor. "Sürekli internetin başındasın, hiç yanıma gelmiyorsun." dediğinde "Hep internetteyim çünkü yapacak başka bir şeyim yok." diyerek geçiştiriyorum. Ben senin arkadaşınım neden bana bir şeyler anlatmıyorsun, dediğinde hep çünkü beni anlamadığını, çünkü beni dinlemediğini söylüyorum. Bu doğru bile değil ki. Çünkü ben ona hiçbir şeyimi anlatmadım.
Neden anlatamadığımı da içten içe biliyorum sanki. Bekaretimi kaybetmiş olmamın bunda büyük bir etkisi var. Ve tacize uğramış olmamın. Başkalarına bunları biraz daha kolay anlatabiliyorum. Hatta artık BENİM ADIM BUSE demek kadar kolay geliyor. Ama ona anlatamıyorum. Yapamıyorum. Oysa o benim babam değil mi?  Ondan başka kimseye sahip değilim ki bu hayatta.
Ama yapamıyorum. Korkuyorum. Beni yargılayacağını, bana çok kızacağını, hatta belki de benimle konuşmayacağını düşünüyorum. Bundan ölesiye korkuyorum.
Peki bu haldeyken nasıl baba-kız olmaya devam edebiliriz ki? Sadece güzel anlarımızı öylesine bir iki kelimeyle anlatarak nasıl bunu devam ettirebiliriz?
Bazen gidip anlatmalıyım, onunla konuşmalıyım diyorum. Ama salona girdiğimde boğazım düğümleniyor. Nefesim tükeniyor, salıncağın en yükseğe çıktığı yerden hızlıca aşağı iniyormuş gibi hissediyorum. Saçma bir konuda iki laf edip, geri odama dönüyorum. Şu an aslında bunları yazarken bile konuşmayı düşünüyorum. Ama gitmeyeceğim. Hem saat geç oldu. Uyumuştur belki de.
Annelerin kızları bakireliklerini kaybettiklerinde bunu hissettiklerini duymuştum. Acaba babalar için de geçerli midir bu? Hissetmiş, anlamış ve anlayış göstermiş olması mümkün mü? Sanırım hayalgücüm çok geniş ha?
Nasıl bir tepki verebileceğini bile bilmiyorum ki. Çünkü bu tip konulardan hiç bahsetmedik. Kıyısından bile geçmedik. Ve ben 20 yaşına gelmiş bir kız çocuğuyum.
Hayır, seks yaptığım için pişman değilim. Ya da tekrar yapacağım için de. Sadece bunu bir kızın, babasına anlatması çok zor bir şey okuyucu. Tahmin edebiliyorsundur.
Tamam yeterince yazdım.
Bitti.
Sigara zamanı.

-B.

Ps. İşte günlüğüme bu şekilde yazıyorum. Mektup yazıyormuş gibi sanki birileri onu okuyacakmış gibi. O yüzden karşımdakine sürekli okuyucu diyorum. Ve bu sefer blogda paylaşmak istedim. Hazır burada gerçek okuyucularım varken.

Hiç yorum yok: