Heart It

9 Ağustos 2012 Perşembe

Yazıyorum. Çünkü minnettarım.


  • Çok uzun yazdığımı fark ettim. O yüzden girişe bir uyarı koymak istedim. One Tree Hill'e yazılmış bir yazı okuyacak durumda değilseniz. Bence hiç başlamayın. 


Aslında şu an "30 Days Movie Challenge" için bir filmden bahsetmem gerekiyor. Ama şimdilik bunu yapmayacağım. Bugün size hayatımı değiştiren bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bir diziden. One Tree Hill'den. Çoğunuzun bunu çok abartılı bulacağını da biliyorum. Bir kapitalist, amerikan lise draması nasıl hayatımı değiştirebilir, öyle değil mi? Eğer şu an bu yazıyı yazmaya karar vermişsem emin olun ki fazlasıyla hayat değiştirebilir bir dizi.
One Tree Hill'in ilk kez 4. sezon 13. bölümünü izlemiştim. 2003 yılıydı, orta üçteydim ve 13 yaşındaydım. Annem bizi bırakıp, yeni bir hayata başlamak amacıyla Mersin'e gitmişti. Babam beni yemeğe çağırıyordu. Televizyon karşısında yemek yememe izin vermemişti. Çünkü o sene hem anne hem de baba olmak için çok çabalamıştı. Ve bazı kuralların ardına sığınıyordu. O kurallardan biri de akşam yemeğinin mutfakta, yemek masasında yenmesiydi. Bense ergenlik çağının arefesinde, annesi olmayan bir kız çocuğu olarak hayata sinirli, öfke içinde bir şeylerin yoluna girmesini bekleyen ve sürekli asilikler yapan biriydim. O gün baba-kız olarak şiddetli kavgalarımızdan birini yapmıştık. One Tree Hill izlemek istediğim için sürekli yemeğe birazdan geleceğimi söyleyip duruyordum. Babamsa mutfaktan bana bağırmaya devam ediyordu. Ben de bağırmaya ve ağlamaya başladım. Ama hala gözlerim televizyondaydı. Sonra Brooke Davis'in sözlerini okudum. Bir anlığına ağlamayı kestim. Çünkü her yönüyle benim gibi olan birinin daha olduğunu önceden hiç düşünmemiştim. Onlar o zaman 17 yaşındaydılar. Ve ben o gün ileride Brooke Davis gibi güçlü olacağıma dair kendime söz verdim. Ertesi gün babamla aramız düzeldi ama yemek saatlerinin diziyle aynı saatte olması sebebiyle bir daha televizyonda OTH izleyemedim.
Lise bire geçtiğim yıl bir sevgilim vardı. Hatta ilk aşkım desem daha doğru olur. Yakışıklı bir çocuktu. -en azından o zamanlar- Yakın arkadaşlarımdan biriyle aldatılmıştım. İkinci bir şans verdim. Ve ikincisinde de aynı kızla yine aldatıldım. Eğer OTH izlediyseniz bu yaşananlar size tanıdık gelmiş olabilir. O sene OTH'i en başından başlayarak izledim. Ve bu yaşadıklarım bana da fazla tanıdık geldi. Brooke-Lucas-Peyton üçgeninden. O çocukla ilk ayrılışımızda tıpkı ben de Brooke gibi ona yollamadığım e-mailler yazmıştım.
İşin kısası ben Brooke Davis'le tanıştığımda, kendimi tanıdım. Yapabileceklerimi, korkularımı, hayallerimi tanıdım. Sadece saydığım bu iki üç özellikten dolayı da değil üstelik. Sayamayacağım kadar çok benzerlik var aramızda. Ben One Tree Hill'le tanıştığımda nelere göğüs gerebileceğimi öğrendim. Brooke sayesinde annemi atlatmaya çabaladım. Ve günden güne bunu başardığımı görüyorum. Brooke sayesinde arkadaşlığın önemini kavradım. Gerçek aşka inandım. Hayallerime sarıldım. Ne kadar iyi insan olmak için çabalamış olsam da başıma yine de kötü şeylerin gelebileceğini öğrendim. Ve bunu aşmanın tek yolunun hayatın vazgeçmesini beklemek değil, hayatı vazgeçirmek olduğunu anladım.


9 sezon süren bir dizi, onca sezon sizin hayatınızda bir yer edinmişse eğer emin olun bittiğinde de garip duygular içerisine giriyorsunuz. Tanrım, ben o diziyi izlerken ne kadar ağladıysam o kadar da güldüm. Ve 9. sezonun son bölümünü izlerken bittiği için ağladığımı düşünüyordum. Ama sonra fark ettim ki bana bunca şey kattığı ve hayatımı değiştirdiği için ağlayarak minnetimi gösteriyordum. Final bölümü çok güzeldi. Onlar için sevincimden ağlıyordum. Ve benim için de hala umut olduğunu, umudun her zaman, her halükarda olduğunu görmemi sağladığı için seviniyordum.
OTH'e büyük bir takıntım olduğunu biliyorum. Ve ne zaman kendimi üzgün hissetsem, bana vereceği umudu yakalamak için tekrar açıp izliyor oluşumu delice bulduğunuzu da biliyorum. Ama bana hiçkimse, HİÇKİMSE bu dizinin verdiği mutluluğu, huzuru, hüznü, sevinci ve en önemlisi umudu vermedi.
Hayatımın her döneminde Brooke Davis'e olan minnettarlığımı sürdüreceğimi biliyorum.
Umarım hayatınızda size, OTH'in bana yaşattıklarını yaşatan bir nesneniz, bir kimseniz, bir şarkınız vesaire vardır. Yoksa dilerim günün birinde bulursunuz.

3 yorum:

Lynn dedi ki...

Çok güzel yazmışsın. Brooke'u bu nedenden dolayı sevdiğini bilmiyordum. Daha bi saygı duydum.

OTH birçok kişinin hayatını değiştirdi aslında. Bir dizi bunu yapabiliyor, inanmasa da birçok kişi, yapabiliyor.

JG dedi ki...

Çoğunluk Peyton'cı olsa da -en azından benim çevremdeki kısım- ben de hep Brooke'u sevmişimdir. Ha, kendime yakın olduğu için değil belki ama bence dizinin en harika karakteri.

Brida dedi ki...

JG: Bizim bir takım benzerliklerimiz var ama benim onu asıl sevme amacım dediğin gibi "dizinin en harika karakteri". O zamanlar büyüdüğümde onun gibi olmak istemiştim. Ha bir de hiç Peyton'cı olmadım. Bir saniyeliğine bile olsa.

Lynn: Aslında 9 sezon sürebildiğine göre, sanırım insanlar da hayatı değiştirdiğini biliyorlardı. Yoksa fanlarının desteği olmasa çoktan bitmişti.