Heart It

25 Kasım 2012 Pazar

Üzüldüm biraz.


Yazmaya çok niyetleniyorum. (keşke bir de çizmeye niyetlensem) Sonra açıyorum sayfayı öylece bakıyorum. Kelimeler aksın gitsin, dur durak bilmesin istiyorum. Olmuyor. Yazmaya başladığımdaysa iki paragrafı yaklaşık üç saatte yazıyorum. Zorlaya zorlaya. İttire ittire. Hele ki müzik dinliyorsam oluyor sana beş saat.

Dün gidip göbeğimi deldirdim. Pek güzel oldu. Atlas'ta. Adam çok tatlıydı. Epey bir muhabbet de ettik. Resmen moralimi yerine getirdi. "İnsanlar neler neler kaçırıyorlar" dedi, beni epey bir övdükten ve kesinlikle kilo almamamı, böyle mükemmel olduğumu söyledikten sonra. Göbeğim biraz acımaya başlayınca uyuşturdu. Normalde ekstra para alıyorlar onun için ama benden almadı. Adam bir süre sonra bana pamuk prensesim falan demeye başlamıştı zaten.

O gazla Beatles'a gittim. Bir ellilik içip kalkmayı düşünüyordum ilk başta. Baktım karşı masadaki gençlerle bayağı bir kesişiyoruz. Dedim Bri, zaten teksin, sıkılıyorsun, git yanlarına. Önce gidip sordum, doğal olarak kabul ettiler. Muhabbet bilmem ne derken içlerinden biri, "Yan masadaki kızlar sen geldiğinde tip tip baktılar. Sen öyle özgüvenli, yanımıza oturacağından emin bir şekilde gelince kıskandılar herhalde" dedi. Kendi kendime aslan olmanın faydaları, dedim ilk kez.

Sonra yolda eski sevgiliye küfürler ettim. İçimden.
Ardından üzüldüm biraz.
Üzüldüğüm için kendime kızdım.
Sonra yine üzüldüm.

Şarkı.

23 Kasım 2012 Cuma

Şimdi yoksun sonra yoksun orada yoksun zaten yoksun.


 "Anılarım birer birer ah kırılıp döküldüler."

İki aylık bir ilişki periyodunun da sonu geldik sevgili okuyucu. Ayın yirmisinde başlayıp ayın yirmisinde bitirmeyi de ihmal etmedik tabi. Şimdilerde eski sevgiliyi değil de sadece ayrılığı hatırlatsın diye sevgiliyle bağlantısız şarkılar dinliyor, eski sevgiliyle gidilmemiş mekanlara gitmeye çabalıyorum. Üzüntüden çok sinir var aslında bünyemde. Yapmadığım bir şey için, başkasından duyup bana sorma ya da söyleme zahmetinde bulunmadığı bir şey için benden ayrılmış olmasının siniri var. Hele ki yüzyüze konuşmaya gittiğimdeki çirkinleşmeleri sinirlenmem için yeterli bir sebep.

Tam anlamıyla tek bir ruh halinde değilim. Arada gülmeler, ağlamalar, sonra sinirlenip bağırmalar.. Dengesizliğimin doruklarındayım şu sıra. Midem stresten aldı başını gidiyor zaten. Regl dönemim de üstüne geldi.

Bu sene İstanbul'a geldiğimden beri hiç tek başıma Taksim'e gidip dolaşmamıştım. Halbuki eskiden sürekli tek giderdim. Ayrılık sonrası eski halime dönmeye çalıştım bugün. Urban'a gittim. Karga Mecmua aldım. Kitap okudum. Kendime geldim. Yarın da kızlarla içmeye gideceğim.

Bitse bile güzel bitmeli bir şey benim için.
Olmadı bu sefer.
Belki başka sefere.




13 Kasım 2012 Salı

Kırık.


Benim bünyemin mutluluğa pek alışık olmadığını fark ettim. Zaman geçtikçe kendimi yiyip bitirdiğimi gördüm. Hüzünlü şarkılar dinlemeyi çok istediğimi anladım. Hem dinleyip hem de şarkıyı hissedebilmeyi istediğimi..
Her şey çok güzel hala.
Her zaman olduğu gibi yine benim özgüvensizliğim baş gösterdi. Ki kafamı patlatmak istememin tek sebebi bu. Kıyaslama yapmaktan yorgun düştüğümü fark ettim dün gece. Onun eskileriyle, kendimi kıyaslamaktan yoruldum cidden. Bütün arkadaşlarıyla tanıştım. Ama şu 2 sene birlikte olduğu eski sevgilisinin de onları tanıdığını düşününce yanlarında kendimi kötü hissediyorum. Bok gibi hissediyorum hatta.
Çok yakında bitecek diye düşünmeye başladığım doğrudur.
Bitireceğim.
Bitirmek istemesem de.
Vizeler başladığı ve ben ilk vizemi kaçırdığım için saçma saçma ruh hallerine girmiş olabilirim. Ama dersler düşündüğüm en son şey aslında. Bilmiyorum. Sınavlar başladığı için şu iki hafta görüşmeme kararı aldım. Aldık. Bakalım bu iki haftada daha neler neler yazacağım kafamda. Ne paranoyaklıklar yapacağım.
Bazen ona yetemediğimi düşünüyorum. Kendimi çok eksik hissediyorum. Bazense onu aslında sevmediğimi düşünüyorum. Bazen ölesiye nefret ediyorum hatta. Ama söylediği bazı şeylerin bana dokunduğunu fark ettim. Aynı babamda olduğu gibi onun söyledikleri de çok koyuyor bana. Ve istemsizce ağlamaya başlıyorum. Ve o da aynı babam gibi ben ağlayınca dayanamıyor.
Güzellik konusuna kafayı takmış durumdayım. Bu konuda yetersiz hissediyorum işte kendimi. Şu eski sevgilisi o kadar o kadar o kadar çok güzel ki. Neyse.
Kalbimin kırılacağını düşündüğümden kendimi tam olarak veremiyorum ona. Hala duvarlarımın bir kısmı duruyor.
Garibim.
Korkuyorum.



8 Kasım 2012 Perşembe

take everything

Şimdi eğer sevgili Eva'mın yazısını okuyup Take everything'i dinlememiş olsaydım bu yazıyı yazmazdım. Mazzy Star benim için her zaman vazgeçilmez olmuştur. Ama hiçbir zaman açıp da kendim dinlemem. Bir yerlerde zamana, duruma uygun olarak şarkının bana gelmesini beklerim. Ve her zaman da öyle olur.

Bir aydır neden mi yokum?
-Çünkü bir aydır mutluyum. Ve mutluyken bloga yazma gereği duymuyorum. Çünkü burayı içimdekileri dökmek için kullanıyorum bir nevi. Kısacası buraya yazmam için ya sinirlenmem ya da melankolinin bağrında olmam gerekiyor.

Neden mi mutluyum?
-Birini gerçekten sevmenin ne olduğunu ve o birinin de beni sevmesinin ne olduğunu unutmuştum. Hatırlamaya başlayınca mutlu oldum.


Artık ellerim üşüdüğünde, ellerinin arasına alıp ısıtmaya çalışan biri var ya havaların soğuması umurumda bile değil. Acı çekmiyorum okuyucu. Ağlamıyorum bile artık. Eğleniyorum. Hiç yapmadığım şeyleri yapıyorum. Daha neler neler yapacağım üstelik. Şu bir buçuk aya neleri sığdırdık bilemezsin. Öyle ki bana resmen 6-7 ay olmuş gibi geliyor. Nasıl anlatacağımı, hangi kelimeleri kullanacağımı bilemiyorum. Sadece her şey çok güzel işte. Sade ve sadece güzel.