Heart It

2 Kasım 2013 Cumartesi

Daldan dala atlamaca'da birincilik ödülü sahibesi:

Şu an sadece can sıkıntısından yazıyorum buraya. Ne kadar dizi varsa izledim. Pazartesi sınavlarım başlıyor. Kıçımı kaldırıp ders çalışacak halim yok. Burak işten 3 gibi çıkar gelirim. dedi. Saat 3 oldu, dakikaları saymaya başlıyorum. Soulsis'imi tekrar buldum bugün. 3 seneden sonra bir anda birbirimizi bulduk yine. Yaşlanmadan görüşme sözü verdik. O nasıl olacaksa artık. Konuştuğumuz saattekinden 5 saat daha yaşlıyım şu an. Zaman niye böyle aklım almıyor bazen. Enter'a basacak halim de yok. Paragrafları sen ayır okuyucu. Ben de yaşlılık fobisi var bu yadsınamaz bir gerçek. Tek tesellim 20 yaşında 15 gösteriyor olmam. Umarım 50 yaşıma geldiğimde de bu böyle devam eder. Big Fish'i izledim bugün. Beğenerek öldüm. Keşke ben de Edward gibi hikayelerimin içinde sonsuzluğa ulaşabilsem. Gerçeklere takılıp kalmak çok kötü bazen. Kitap okumuyorum epeydir. En son Laura Esquivel'in Acı Çikolata'sını okuyordum. Bitirmeden başka kitaba da geçemiyorum öyle bir huyum yok maalesef. Ama kitabı bitirmek için de pek çabalamıyorum niyeyse. Halbuki iyi kitap. Fevkalade diyemem de anladın sen, iyi işte. Gideri var. Cadılar Bayramı'nı kostümlü kutladım bu sene. Çok eğlenceli bir gece geçirmedim ama kostümlü arkadaş grubuyla takılmak fena olmuyormuş. Kedi oldum ben. Burak da Crow'daki Eric. Fotoğraf koymayı istemiyordum ama içimden geldi şimdi. Buyrunuz,

İstiklal'de bir sürü kostümlü insanla yürümek çok hoştu aslında. İlginçti. Komikti. Vesaire. Sevgili sevgilimin saçlarının benden uzun oluşuna dikkat çekerim. Gözlük çerçevelerimi değiştirdim. Lanet olsun ki astigmatım olduğu için gözlerim lens kullanmaya uygun değilmiş. Kırıp atasım geliyor gözlükleri. Bu yeni çerçeveleri aldığımda çok beğenmiştim ama şimdi bayağı bir çirkin gelmeye başladı. Emin değilim. Sabahları öksürük kriziyle uyanıyorum. Bir aydır hastayım ne sesim düzeldi ne de öksürüğüm geçti. Boğazımda yara var sanki. Sigarayı da azaltamıyorum. Azaltsam bile bir boka yaramaz çünkü zaten tütün sarıp içiyorum. Sıçtım sıvıyorum. Ayrıca herkes kapatıp gitmiş blogunu. Ben niye döndüysem onu bile bilmiyorum. Ne Paria duruyor, ne Paris, ne Didar ne de Eva. Allahtan Melda'yla Aquamarine var. Siz de çok sık yazmıyorsun anam ya ne okuyacağım ben bu blogspotta? Biri söyleyebilir mi lütfen? 

Neyse ok. kib. bye. aeo.

29 Ekim 2013 Salı

Terliklerimle gelsem sana..



Öncelikle Leyla ile Mecnun'un finalini ne güzel verdiler öyle.. En çok da İsmail Abi'nin balık olması beni benden aldı. Çok duygusaldı ya. İnanılmazdı. 

Bir de Burak askere gidecek, diğer inanılmaz olan olay da bu. 12 ay yapacak üstelik. Martta gitmeyi düşünüyor. Düşünmeyi geç kafasına koymuş kısacası. Gitme diyemiyorum. Bugün mesela telefonunu suya düşürmüş. Birkaç kez konuşabildik bütün gün. İstediğim anlarda ona ulaşamamak çok uyuz. Üstelik tamı tamına bir sene. Sanırım kendimi kaybedeceğim. Bu hissettiğim boşluk hissi kendini kaybetmek olsa gerek. Tamam ilk başlarda bu konu açıldığında ben de işte okula giderim düzenli, derslerim yoluna koyulmuş olur falan diyordum. Ama şimdi düşünüyorum da çok fena olacağım. Eksik bir şey olacak hayatımda. Hem de eksikliğini hiç istemediğim, beraber olduğumuz süre boyunca hiç eksikliğini hissetmediğim adam. 

1 sene sürekli beraber vakit geçirdik. Bunu da abartmıyorum cidden böyle bizim ilişkimiz. En fazla 2 gece ayrı uyuyoruz. Onların da sabahlarında birlikteyiz zaten. Normalde sürekli birlikte olan çiftler uzun bir süreden sonra birbirlerinden sıkılıyorlarmış. Bizde hiç olmadı. Bizim ilişkimizin içine mesafe girdiği an, birbirimizden uzak kaldığımız an işler bozulmaya başlıyor. 

Askere gittiğinde hem onun hem de benim psikolojim kesinlikle yerlerde olacak. İçimden hiçbir şey yapmak gelmeyecek buna adım gibi eminim. Ölü gibi gezeceğime de.. 

Söz mevzundan vazgeçtiğimi söyledim. Açıkçası ananem de pek sıcak bakmadı. Ki bir süre sonra bana da mantıksız geldi. Zaten onun anne babası da şimdi olmaz diyor. Ama beyim burnunun dikine gidecekmiş, askerden önce söz istiyormuş vesaire. Dün konuştuk bunları yarı kavga gürültü şeklinde. İçimdekileri anlattım hep. Daha 20 yaşında olduğumu göz önünde bulundurmasını istedim. Aşkı bulduğunu ve bunu kaçırmak istemediğini söyledi o da. Ben bir yere kaçmıyorum oysaki. Neyse sonunda toparladık. Sözden vazgeçildi, en azından askerden sonraya ertelendi. Çok seviyorum. 

Çok çok.
Aşığım.
Evleneceğim adam o, bunu da biliyorum. Sadece onun bunu anlamasına ihtiyacım var. Birlikteliğimiz uzarsa sonunda ayrılık olacağından korkuyor. Garantisini veremiyorum. Ben biliyorum, hatta eminim ayrılmayacağımıza. Ama onun da anlaması gerek. Zaten bir ilişki nasılsa sonunda ayrılık olacak diyerek yürütülemez. Yürümez. 

Yine de ben her zaman elimden geleni yapacağım. Gittiği yere kadar. Ayrılsak bile günün birinde yine beraber olacağız. Buna inancımsa sonsuz. 

22 Ekim 2013 Salı

Şimdi,

diyeceğim o ki 'azimle sıçan taşı bile deler'

Eve geldiğimden beri blogspot zımbırtısını düzeltmeye çalışıyorum. Yemin ederim yapmadığım şey kalmadı. Meğerse neymiş, geçen seneki blogger'a giriş izninin yasaklandığı dönemde benim bilgisayarımdaki sevgili hosts; blogger'ı engellemiş ve yasaklı site maiyetine sokmuş. Velhasıl hallettim. Bu benim için büyük başarı. Bilgisayar mühendisliği mi okusam diye düşünmedim değil hatta bir anlığına. Bayağı bir şey öğrendim açıkçası gençler.

ARTIK KOMPİLE BURADAYIM!

xoxo

21 Ekim 2013 Pazartesi

Deneme bir ki.

Bu bir yeni indirilmiş app'le yazilan deneme postudur.

posted from Bloggeroid

Oluruna bırak-ma-mak.


Bu gece otobüsüm var ve İstanbul'a geri dönüyorum.
Garip..
İstanbul'dayken Marmaris'e toz kondurmuyorum ama buraya gelince de sürekli lanet ediyorum. Hele ilk geldiğim gün resmen depresyondaydım. Bütün gece uyuyamadım. 18 yılımı burada geçirmiş olmak bu şehrin dezavantajı. İyi şeyler yaşadım, yaşamadım değil tabi ki. Ama geldiğim an bütün kötü anılar üzerime çullandı. Hepsini bir bir hatırladım. Önce ağlayıp sonra uykuya daldım her gece.
Okul bittikten sonra Marmaris'e dönerim diye düşünürdüm önceleri. Şimdiyse kesinlikle Marmaris'le olan bağımı koparmaya kararlıyım. İstanbul'u gerçekten benimsemişim haberim dahi olmadan. Sadece Burak faktörü de değil benimsememin sebebi. Orada kendi gerçekliğimi yaşıyorum çünkü. Ailemin, doğduğum yerin baskıları olmadan. Orada yeni bir hayat kurdum kendime. Herkes biliyor annemle babamın ayrı olduğunu, annemin neler yaptığını vs. Ama kimse olayların içinde değildi. Ve sonunda mağdur kız çocuğu olarak görülmekten kurtulmuş oldum. Bütün etiketlerden bağımsız olarak asıl kendimi gösterdim insanlara. Anladılar. Sevdiler. Saygı duydular.
Bu yüzden Marmaris'e her geldiğimde ister istemez eski kabuğumun içinde buluyorum kendimi. Çünkü geçmişim gerçekliği içine çekiyor beni. Güya tatil mekanı, güya cennet. Benim içinse cehennemin vücut bulmuş hali burası.
Hiçbir zaman Marmaris'ten kurtulamayacağım. Çünkü babam hala burada. Keşke başka bir yere taşınsa. Elbet Marmaris'e yine geliriz ama bu kez eski güzel anıları tazelemek için. Eski yaşantımıza dönmek için değil.


Şu an İstanbul'da ev arkadaşımla yaşıyorum. Burak'la eve çıkma planlarımız vardı. Ev arkadaşımla da o sıra aramız pek iyi değildi. Babam onay vermişti. Ancak maddi açıdan başka planları varmış. O yüzden erteledi şimdilik. Zaten şunun şurasında 1,5 senem kaldı okulu bitirmek için. Dayanıp mezun olduktan sonra kendi kazandığım parayla yeni bir eve çıkmak istiyorum. Okul okuduğum için değil, orada kalmak istediğim için kendime benim olan yuva kurmak istiyorum. Şimdilik şu an oturduğum evi iyice benimsemeye çalışacağım. Çünkü hala sığıntı pozisyonunda yaşıyorum. Odamı benim yapmak için uğraş göstermiyordum. Öylesine kalıyormuş gibi yapıyordum. Madem önümde 1,5 sene var daha, elimden geleni yapacağım o odanın ve evin benim olması için.

Gazetecilik okuyorum. Çok da isteyerek geldim bu bölüme. Ama hala yapmak istemiyormuşum gibi geliyor. Bu konuya da bir çare bulmalıyım. Madem o kadar uğraş verdim. Ekinlerini toplamalıyım artık. Habertürk'te staj yaptım bir ay boyunca. Emeklerimin bir işe yaramasını sağlamalıyım. Görünür de sağlıyor tabi ki ama aklımda öyle değil. Yapmak için yapıyorum sanki her şeyi. Buna kesin bir çözüm bulmalıyım artık.

Neyse sevgili okuyucu, bugünkü haleti ruhiyem budur.
Size iyi ve güzel bir hafta diliyorum..

20 Ekim 2013 Pazar

B is fuckin' back.


Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum. Herhalde izlerken en keyif veren tek dizi Sex and The City. -One Tree hill hariç-Bütün bölümlere bayılıyorum. Kötü diyebileceğim bir sezon bile yok çünkü. 30'larımın böyle olmayacağını biliyorum ama imreniyorum yine de. Çünkü bu yaşımda aşık olduğum ve bir senedir beraber olduğum adamla evli olacağım sanırım o yıllarda. Ki zaten 4 kişilik bir kız arkadaş grubum yok maalesef. Olmasını öyle çok isterdim ki. Neyse sıkıldığınız gecelerde bir dondurma kapın ve SATC izleyin, benden söylemesi. 

Yeni şablonum epey güzel oldu. Yazma hevesimi getirdi direk. Arada bir değişiklik yapmak şart. 

Ve yine geldi aylardan "acaba hamile miyim?" ayına. Şu 1 sene boyunca rahat 2 ayda bir kendime sorduğum rutin soru. Reglimin ister bir gün ister bir saat gecikmiş olması sinirlerimi alt üst edebiliyor. Hal böyle olunca stres dolayısıyla reglim iyice gecikiyor ve bu kez de paniğe kapılıyorum. Hayır korunmak için bütün önlemleri almış olsam da bu böyle. Hamile olmadığımı biliyorum. Ama yine de manyak gibi düşünmeden edemiyorum. Azıcık rahat olsam belki reglim gecikmeyecek. 

Olay hamile olmak da değil. Yani benim için. Hamile olmam hiç problem değil. Hoşuma gider. Ama babam... Hamile olarak fakülteye gidip gelmek bile çok tatlı olurdu herhalde. Ama işte dediğim gibi sevgili babam...

Aslında hayatımda hiç evleneyim, çocuklarım olsun falan demedim. Düğün her zaman çekici gelmiştir gözüme ama sadece gelinlik için. Hatta bir ara düğün organizasyoncusu bile olmayı istemiştim. Şimdilerde büyük ihtimalle Burak sebebiyle bu tarz şeyleri düşünmeye başladım. Erasmus'tan vazgeçtim, Burak askerdeyken çocuğa böyle bir işkence çektirmek çok saçma olurdu zaten. Ben İtalyalarda gezip tozayım, çocuk bir sürü erkeğin içinde tezkere beklesin. Zaten ortalamamı düzeltebilmiş de değilim. Yüksek lisansımı yurtdışında yapmayı düşünüyorum şimdi de. 

Normalde bloga geri döndüğümde veya günlüğüme yeniden yazmaya başladığımda, eskiden olan olayları yazardım arayı kapatmak için. Bu kez öyle yapmayacağım. Gün içinde olanlardan bahsetmem herkes için daha hayırlı. 

19 Ekim 2013 Cumartesi

Var ya,

ben gerçekten geri dönmek istiyorum. Yeniden yazmak ve hayatımda olup biten, sizin merak etmediğiniz ya da ettiğiniz her şeyi anlatmak istiyorum burada. Ama lanet olsun ki İstanbul'daki evimde kullandığımız internetin bir sorunu var. Hiçbir bloga giriş yapmıyor. Yoksa buraya yazmamamın nedeni yazmak  istemediğimden değil yani. Şimdi Marmaris'teyim de öyle yazabiliyorum.

Denemediğim dns ayarı kalmadı. Ama olmuyor işte. Neyse en son superonline'a geçmiştik belki ayarlar da değiştiğinden giriş yapabiliyorumdur. Salı günü İstanbul'a gittiğimde ilk iş bloga girmeye çalışmak olacak.

Bilginize...

5 Temmuz 2013 Cuma

Sanırım çok dramatik yazdım.


Arkadaşlıkla alakalı postumda olayları biraz fazla abartmışım.
Sadece annesinin zoruyla kuzeninin gönlünü hoş tutmaya çalışan bir arkadaşım varmış.
Bunu bu kadar dramatize etmek şu an acayip komik geliyor.
Her şey halloldu kısacası.
Konuşuldu, özür dilendi, gezildi, tozuldu.
Bugün güzeldi.

ps. Bütün dengeler şu an iyi gittiğine göre yakında içlerinden biri yine dengesizleşecek
ama hadi hayırlısı..

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Bazı eksiklikler sanırım hayata iyi geliyor.


Her ne kadar kendimi gerçekten bloga döndüğüme inandırmaya çalışsam da hepimiz biliyoruz ki İstanbul'a döndüğümde yine uzun bir süre yazmayacağım. Ki zaten son bir haftam falan kaldı Marmaris'te.

Bugün Burak, Marmaris'ten gittiğinden beri ilk kez gündüz dışarı çıktım. Hoş o gittikten sonra geceleri de pek dışarı çıkmadım ya neyse. Hava inanılmaz sıcak burada. Şaka yapmıyorum. Ayvalık'ta siyaha dönen ten rengimin daha da kararmasına sebebiyet verecek cinsten bir sıcaktan bahsediyorum size. Çocuklarıyla birlikte gezen zenci babalar bile yolda beni kesmeye başladığına göre, gerçekten melez gibi görünüyorum. Tek korkumsa yakında melezliği geçip Naomi Campbell'a seviyesine ulaşacak olmam.

Straplez bir elbise almıştım geçenlerde Koton'dan. İyi, güzel, hoş da nedense içime giymek için straplez bir sütyenim yokmuş. Ve bugün hayatımda ilk kez ten rengi bir sütyen aldım. Normalde iç dünyası fazlasıyla renkli bir kişilik olduğumdan bugüne kadar renk skalamda ten rengine yer vermemiştim. Ama sütyeni çok beğendim. Giyim stlimin çok boktan olduğunu düşünüyorum. Güya moda dergilerine göre bir genç kızın stilini oluşturması 3 ila 4 yıl sürüyormuş, ergenlikten sonra. 21 yaşıma gireceğim ama hala stilimi oturtabilmiş değilim. Belki de bunun sebebi dengesiz kişiliğimdir. Çünkü bazı zamanlar siyahlara bürünüp, bildiğiniz rock'n roll kızı oluyorum. Bazen de içimdeki Gossip Girl kızı ortaya çıkıyor. Arada bir de değme hippilere taş çıkartırcasına giyiniyorum. Bilmiyorum sonum ne olacak.

Tatil boyunca Burak'la çektirdiğimiz fotoğrafları tab ettirdim. Ne de güzel çıkmışız öyle.. Sonunda feysbuk harici fotoğraflarımız var elimde. Hem feysteki fotoğrafları ayrıldığımız anlarda ilk fırsatta sildiğimden, oradakilerin uzun ömürlülüğü olmuyor pek. Böylesi çok daha iyi oldu.

Beyefendi önümüzdeki kış askere gitme planları yapıyor. Bana soran olmadı tabi.. Bunun üzerine babamla konuştum dün gece ve Erasmus başvurusu yapmaya karar verdim. Sonuçta İstanbul'da Buraksız olmak çok iyi gelmeyecek bana. En azından erasmus ve askerlik olayları aynı zamana denk gelirse, özlem payını yarı yarıya azaltırız diye düşündüm. Hayırlısı.

Eroinle Dans'ı bitirdim geçen gün. Hiç okumak istememiştim aslında. Ama Marmaris'te okuyacak bir kitabım olmadığından Burak'tan hacıladım ve iki günde bitirdim. Sadece Canan Tan'dan nefret ettiğimi söylemek istiyorum. Bu kadar kendini beğenmiş, iyi bir edebiyatçı olduğunu falan zanneden bir insan daha olamaz herhalde. Bir de Elif Şafak. Tamam kitabın konusu iyiydi, hoştu ama Christiane F.'nin Korkunç Anıları'nı okumuş biri olarak bana çerez gibi geldi. Üslup çok boktandı bir kere. Akıcılığı var mı var. Herkesin okuyabileceği bir kitap işte. Çok basit kısacası. Sanırım bu yüzden sevmedim. Dönüşte kitapçıdan Erkek Dedikodusu'nu aldım. Onu istemeye istemeye aldım ama gözüme çarpan başka kitap olmadı. Almak zorunda kaldım. Okuduktan sonra iletirim yorumlarımı.

Aslına bakarsanız arkadaşlıklar dışındaki diğer şeyler güzel gidiyor hayatımda. İdare ediyorum yani. Belki de bir şeylerden feragat etmek gerekiyordur devamlı bir mutluluk için..

30 Haziran 2013 Pazar

Bestfri(END)


Lise arkadaşlıklarının uzun süreceğini düşüyordum. Sanırım gerekenden fazla One Tree Hiil izlemişim. Bekliyordum aslında böyle bir şeyi. Sonuçta ayrı ayrı şehirlerde okuyoruz üniversiteyi. Geçen yıl kazanamayıp Marmaris'te kaldığı sıralar aramız hala çok iyiydi. Ne olduysa bu yıl oldu işte. İstanbul'dayken aramızın bu kadar açıldığını hiç fark etmemiştim. O Antalya'da olsa bile telefonla falan bir şekilde görüşüyorduk ve bir sıkıntı yokmuş gibi geliyordu bana. Seçil'in bana bu kadar yabancılaşmasını garipsedim aslında önce. Ağlamamak için zor tuttum kendimi bugün yanlarındayken. -Lar diyorum çünkü kuzeniyle gelmişti. Bu daha Marmaris'teki ikinci görüşmemiz. Özlemiş olması ve beni de bu sebeple gittikleri yere çağırması gerekmez miydi? En azından nezaketen soramaz mıydı? Gerekmezmiş, soramazmış. Anladım. 

Kırıldım. Bu kadar değer veriyorken, onun hakkında bu ve bundan önceki bloglarda bin tane yazı yazmışken gördüğüm bu muameleyi kabul edemiyorum. Temmuzun 10'u gibi İstanbul'a geri döneceğim zaten. Gidene kadar da onunla hiç görüşmek istemiyorum. Biliyorum kuzeni birkaç güne gidecek ve bana mesaj atacak buluşmak için. O zaman ne yapacağımı düşünmedim şu an. Ama beraber vakit geçirmek istediğimi zannetmiyorum artık. 

Bazen Burak'la olan birlikteliğimiz yüzünden arkadaşlarımı boşladığımı ve herkesi dışarıda bıraktığımı düşünmüştüm. Ama bugün şunu fark ettim. Bütün arkadaşlarımda bir değişim baş göstermiş ve ben bu değişmiş insanları bırakmışım. İyi mi kötü mü bilemiyorum. Sadece şundan eminim, onlar olmasa da Burak bana her şekilde yetiyor. Ve onu çok özledim.